Renee Nicole Good’un Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı (ICE) ajanı tarafından acımasızca öldürülmesi ve Trump yönetiminin Venezuela’yı istila etmesi, yurt içinde diktatörlük ve yurt dışında emperyalist fetih yöneliminde niteliksel bir tırmanışa işaret etmektedir. Bu olaylar, Trump yönetiminin giderek daha fazla kaba kuvvetle hareket eden, yasallığı bir engel olarak gören ve yurt içinde ve yurt dışında emekçi nüfusu bastırılması gereken bir düşman olarak gören faşist caniler rejimi olduğunu ortaya koymaktadır.
3 Ocak’taki Venezuela istilası, ülkenin Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu kaçırmak için düzenlendi — bu, uluslararası hukukun ve devlet egemenliğinin en temel normlarını ihlal eden emperyalist bir saldırıdır.
ABD, Venezuela’nın devasa petrol rezervlerinin kontrolünü ele geçirme, on milyonlarca varil ham petrolü ABD’ye transfer etme ve ülkenin enerji ihracatı üzerinde süresiz hakimiyet kurma niyetini hızla ortaya koydu. Takip eden günlerde Washington, Rus bayrağı taşıyan bir tanker de dahil olmak üzere birkaç petrol tankerini ele geçirdi ve Karacas’tan Rusya, Çin, İran ve Küba ile ekonomik bağlarını koparmasını ve petrol üretimini yalnızca ABD’nin çıkarlarına uygun hale getirmesini talep eden ültimatomlar yayımladı.
Dört gün sonra, 7 Ocak’ta, ICE ajanları 37 yaşındaki Minneapolisli üç çocuk annesi Renee Nicole Good’u vurarak öldürdü. Yönetim yetkililerinin ilk tepkisi, ICE ajanı katili övmek ve Good’u karalamak oldu. Bu, cinayetin kovuşturulması gereken bir suç değil de gelecekteki cinayetler için bir emsal olarak değerlendirildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan Good cinayetinin video kaydını izledi. Gözleri onları yanıltmıyor. Ancak bu, Trump, Başkan Yardımcısı Vance ve diğer yönetim yetkililerinin, ICE şiddetinin kurbanını kendi ölümünden sorumlu olmakla suçlayarak, bariz yalanlara dayanan bir anlatı oluşturmalarını engellemedi.
Beyaz Saray, bu cinayeti, büyük şehirlerde paramiliter operasyonların genişletilmesini ve “radikal sol”a karşı savaş bayrağı altında muhalefetin suç sayılmasını meşrulaştırmak için kullanıyor. Minneapolis’in fiilen işgal altına alındığı bildiriliyor ve şehirde kontrol noktaları kurulduğu haberleri geliyor.
Yurt dışındaki suçluluk ile yurt içindeki diktatörlük birbiriyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Oligarşi, artık yasal ve demokratik yollarla çıkarlarını savunamadığı için Trump’ı başa geçirmiştir. Dahası, küresel hakimiyet için savaşmak için gereken muazzam kaynaklar, işçi sınıfına yönelik doğrudan bir saldırı yoluyla elde edilmeli ve bu da daha fazla baskı ve şiddet gerektirmektedir.
6 Ocak 2021’de Trump, iktidarın devrini durdurmak ve anayasayı ortadan kaldırmak amacıyla bir darbe girişimine öncülük etmişti. Bu darbe, şu anda ikinci Trump yönetimi altında, ABD’nin görevdeki başkanının gözetiminde tamamlanmaktadır.
Diktatörlüğe doğru gidiş, sadece Trump’ın kişisel hırslarının veya psikopatolojisinin bir ürünü olarak açıklanamaz. Amerika Birleşik Devletleri, monarşinin aristokratik bakış açısını ve köle sahiplerinin ideolojik gericiliğini mali sermayenin sınıfsal çıkarlarıyla kaynaştıran kapitalist bir oligarşi tarafından yönetilmektedir.
Amerikan Devrimi’nin 250. yıldönümü ve devrimin mirasının reddi
Demokratik haklara yönelik saldırı ve Amerika Birleşik Devletleri’ni faşizan bir diktatörlüğe dönüştürme komplosu, tarihi açıdan büyük bir yıldönümü yaklaşırken medyana geliyor.
2026 yılında, Amerikan ve uluslararası işçi sınıfı, 4 Temmuz 1776’da Bağımsızlık Bildirgesi’nin ilan edilmesinin 250. yıldönümünü kutlayacak. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’ni kuran ve siyasi ve toplumsal devrimde yeni bir çağ açan dünya-tarihsel bir olaydır.
Britanya egemenliğine karşı askeri mücadele, 1775 yılının nisan ayında, koloniler Lexington ve Concord’da silaha sarıldıklarında başladı. Ancak Amerikan Devrimi, koloni ileri gelenleri tarafından yürütülen itaatli bir anayasal anlaşmazlık olarak doğmadı. Britanya monarşisi ve imparatorluk yönetiminin giderek baskıcı hale gelen eylemlerine karşı geniş halk kesimlerinin radikalleşmesinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Keyfi yürütme gücü, cezai ekonomik önlemler, temel hakların yadsınması ve silahlı kuvvet kullanılması veya kullanma tehdidi yoluyla baskı yoğunlaştıkça, çatışma, artık var olan siyasi kanallar içinde kontrol altına alınamayacak kitlesel bir direnişin gelişmesine yol açtı.
Bu radikalleşme, yeni biçimlerdeki siyasi öz örgütlenmelerde bir patlama olmasıyla kendini gösterdi. On binlerce sıradan insan aktif siyasi hayata çekildi, yerel komiteler, meclisler ve koordinasyon ağları oluşturarak imparatorluk otoritesine meydan okudu ve onu gitgide yerinden etti. Tarihçi Richard Alan Ryerson’ın açıkladığı gibi: “Amerikan Devrimi, büyük ve küçük yüzlerce toplulukta on binlerce sıradan insanı hem siyasal hem de sosyal düzeni değiştirmek üzere seferber etmişti...”
Lexington ve Concord olaylarından on beş ay sonra, Philadelphia’da toplanan delegeler, 33 yaşındaki Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve Amerikan bağımsızlık mücadelesinin temelini oluşturan evrensel demokratik ilkeleri ilan eden bir bildirgeyi kabul ettiler. Bu belge, şimdiye kadar yazılmış muhtemelen en devrimci cümlelerden birini içerir:
Aşağıdaki gerçekler bizim için gayet açıktır: Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır; Yaradanları tarafından bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır. [1]
Kaynağını, o tarihsel dönemin büyük maddeci siyasi ve sosyal teorisyenleri tarafından şekillendirilmiş 17. ve 18. yüzyıl Aydınlanma düşüncesinden alan Bildirge, halkın baskıcı hükümetleri devrimci yoldan alaşağı etme hakkını öne sürdü. Jefferson’un sözleriyle:
İnsanlar kendi aralarında yönetimler kurarlar; bu yönetimler gerçek güçlerini, yönetilenlerin onamasından alırlar; herhangi bir yönetim biçimi, bu hedeflere ulaşmada köstekleyici olmaya başladığında, bu yönetimi değiştirmek ya da düşürmek … halkın hakkıdır. [2]
Amerikan Devrimi’nin tarihi mirası günümüzde yakıcı bir güncellik kazanıyor. 250 yıl önce ilan edilen ilkeler her cephede reddediliyor. Haklar Bildirgesi paramparça edilmiş durumda ve siyasi sistem diktatörlük temelinde yeniden şekillendiriliyor. Bildirgede Kral III. George’a karşı dile getirilen tüm “şikayetler” — “halkımızı bezdirmek için buraya subay sürüleri gönderdiği” dahil — bugünkü hükümetin aleyhine bir iddianame olarak kullanılabilir.
Toplumsal eşitsizlik ve otoriter yönetimin sınıfsal temelleri
Amerikan Devrimi’nin “tüm insanlar eşit yaratılmışlardır” ilanından 250 yıl sonra, toplumsal eşitsizlik modern Amerikan tarihinde eşi benzeri görülmemiş boyutlara ulaşmış durumda.
Sadece 2025 yılında, ABD’li milyarderler (yaklaşık 900 kişi) net servetlerini yüzde 18 artırarak toplam varlıklarını 7 trilyon dolara çıkardılar. Bu toplamın 2,4 trilyon doları on kişiye aittir. Aralarından en zengin olan Elon Musk’ın serveti 749 milyar dolara yükseldi; bu meblağ, bazı ülkelerin toplam GSYİH’sinden daha fazladır. Devletin tepesindeki konumundan menfaat sağlayan Trump, net servetini bir yıl içinde 4,3 milyar dolardan 7,3 milyar dolara çıkardı ve Amerika’nın en zenginleri listesinde 100 sıradan fazla yükseldi.
Çalışma İstatistikleri Bürosu tarafından bu hafta yayımlanan verilere göre, 2025 yılının üçüncü çeyreğinde emeğin gelirden aldığı pay ABD’de kayıtlara geçen en düşük seviyeye geriledi. On milyonlarca insan düşen ücretler, artan fiyatlar ve başa çıkılamayan borçlarla karşı karşıya. Şirketler, 2026’da daha da şiddetlenecek bir iş kıyımında işçileri topluca işten çıkarmak için yapay zekâ kullanıyor.
Trump yönetimi, Medicare, Medicaid, Sosyal Güvenlik, gıda yardımı, kamu eğitimi ve kamu sağlığı gibi temel sosyal programlara yönelik kapsamlı bir saldırıyı yönetiyor. Amaç; halkı en temel haklardan bile mahrum bırakarak küresel savaşa ve iç baskıya kaynak yaratmaktır.
Bu sosyal gerçeklik, diktatörlüğün temelini oluşturuyor. Küçük bir tabaka zenginlik ve iktidarı tekeline alırken, oligarşinin egemenliğinin korunmasıyla demokrasi giderek bağdaşmaz hale geliyor. Egemen sınıf bu duruma, sistemi reformdan geçirerek değil, yasallık biçimlerini bir kenara atıp baskı araçlarını genişleterek yanıt veriyor.
Demokratların suç ortaklığı ve devlete güvenmenin iflası
Trump’ı ortaya çıkaran sosyal, ekonomik ve politik koşullar, onlarca yıldır iki parti tarafından izlenen politikanın ürünüdür. Demokratik Parti’nin Trump’ın diktatörlüğüne karşı çıkma konusundaki yetersizliği ve isteksizliği, tüm siyasi sistemin kapitalist oligarşi tarafından kontrol edildiği gerçeğini yansıtmaktadır.
Beş yıl önce Trump, faşist bir darbeyle 2020 seçimlerinin sonuçlarını tersine çevirmeye çalıştı. Biden yönetimi Trump’a çok nazik davrandı ve Trump suç oluşturan bu komplosundan hiçbir zaman sorumlu tutulmadı.
2024 seçimleri sırasında Trump, “ilk günden itibaren diktatör olarak hüküm sürme” sözü verdi ve bizzat Demokratlar onu “faşist” olarak nitelendirdiler. Ancak geçen yıl boyunca, Trump diktatörlük yönünde sistematik adımlar atarken, Demokratlar muhalefeti bastırıp etkisiz hale getirmek için yorulmadan çalıştılar. Trump suç teşkil eden ve anayasaya aykırı eylemlerde bulunurken, Demokrat liderler onun görevden uzaklaştırılması gerektiğini bile söyleyemiyorlar.
Onların önceliği demokratik hakların savunulması değil, kapitalist egemenliğin korunmasıdır. Trump’ın gündeminin temel içeriğine –militarizm, kemer sıkma, kuralsızlaştırma ve devletin baskıcı aygıtının genişletilmesi– katılıyorlar. Onların en çok korktuğu şey, Trump’ın diktatörlüğü değil, tabandan gelen ve kapitalist düzenin temellerini tehdit eden kitlesel bir hareketin patlak vermesidir. Demokratik Parti’ye güvenmek, diktatörlüğe karşı gerçek bir muhalefeti imkânsız kılmak demektir.
Sosyalist Eşitlik Partisi’nin stratejisi: İşçi iktidarının organlarını inşa edin
2026’nın ilk haftasında yaşanan olaylar —Venezuela’nın istila edilmesi ve Renee Nicole Good’un öldürülmesi— siyasi bir dönüm noktasıdır. Ülke çapında protestolar şimdiden gelişmeye başladı. Cumartesi günü 1000’den fazla gösteri düzenlenecek. Cinayete duyulan öfke, savaşa, diktatörlüğe, eşitsizliğe ve göçmenlere yapılan acımasız zulme karşı geniş bir halk muhalefetiyle kesişiyor.
Ancak bu gösterilerin amacı, bu suçları işleyen gangsterlere politikalarını değiştirmeleri için çağrıda bulunmak olamaz. Gazze soykırımına karşı gösterilerin kanıtladığı gibi, işçi sınıfını harekete geçirmeyi amaçlayan bir siyasi stratejiye dayanmayan protestolar etkisizdir.
Sosyalist Eşitlik Partisi, Renee Nicole Good’un öldürülmesine karşı protestolar için aşağıdaki talepleri ve programı öne sürmektedir:
- Renee Nicole Good’un öldürülmesinden sorumlu olanlar derhal tutuklanıp yargılansın.
- ICE, Gümrük ve Sınır Koruma (CBP) ve İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) güçleri Minneapolis ve tüm diğer şehirlerden çekilsin.
- Göçmen topluluklarını terörize eden bu Gestapo kurumları lağvedilsin.
- ICE gözetiminde tutulan tüm tutuklular derhal serbest bırakılsın ve tüm baskın, iade ve sınır dışı işlemleri sona erdirilsin.
- Tüm göçmen işçiler ve aileleri için tam yasal haklar ve koruma sağlansın.
- Venezuela ve Karayipler’den tüm birlikler çekilsin ve ABD savaş makinesi ortadan kaldırılsın.
- İsrail’e verilen tüm destek geri çekilsin ve devam eden bir soykırımla karşı karşıya olan Filistin halkıyla dayanışma gösterilsin
Bu talepler uğruna mücadele şunları gerektirmektedir:
- İşçi sınıfının örgütlü müdahalesi: Çıkarları oligarşinin demokratik haklara ve sosyal koşullara yönelik saldırısına temelden karşı olan sosyal güç, her şeyi üreten işçi sınıfıdır.
- İşçi sınıfının Demokratik Parti’den ve onun işbirlikçileri ile savunucularından tam siyasi ve örgütsel bağımsızlığı.
- Savaşa ve demokratik haklara yönelik saldırıya karşı mücadelenin kapitalist sisteme karşı mücadeleyle birleştirilmesi gerektiğinin kabulü.
- Amerika Birleşik Devletleri’ndeki işçilerin mücadelelerini dünya çapındaki işçi sınıfının mücadeleleriyle birleştirmek gerektiğini kabul eden uluslararası bir stratejinin hayata geçirilmesi. Küresel olarak örgütlenmiş ulus ötesi şirketlere karşı mücadele, salt ulusal bir temelde yürütülemez.
Nereden başlamalı?
SEP, her işyerinde, okulda, hastanede ve mahallede taban komiteleri inşa edilmesi çağrısı yapıyor. Bu örgütler, devletin bir kolu gibi işlev gören ve gerçek direnişi engelleyen korporatist sendikal aygıttan bağımsız olmalıdır. Trump’ın faşizan hükümetine, Demokratların suç ortaklığına ve demokratik haklara ve yaşam standartlarına yönelik geniş çaplı saldırıya karşı işçi sınıfının tüm kesimlerini (sanayi, lojistik ve ulaştırma, restoran ve fast food, sosyal hizmetler, hukuki savunma, eğitim, kamu hizmetleri, sanat ve kültür, eğlence, tıp, sağlık, bilim, bilgisayar teknolojisi, programlama ve diğer uzmanlık meslekleri) öğrenci gençlik ile birleştiren direniş merkezleri olarak geliştirilmelidirler.
1770’lerde halkın radikalleşmesinin, imparatorluk otoritesine meydan okuyan komiteler ve meclisler gibi yeni siyasi öz örgütlenme biçimleri ortaya çıkarması gibi, bugün diktatörlüğe karşı mücadele de bağımsız işçi iktidarı organlarının bilinçli bir şekilde kurulmasını gerektirmektedir. SEP ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), bu amaçla Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ) girişimini başlattı.
İşçi sınıfının yoğunlaştığı, üretim ve lojistiğin durdurulabileceği ve işçilerin toplumsal gücünün en doğrudan ifade edildiği yerler olan fabrikalar ve işyerleri, diktatörlüğe karşı örgütlü muhalefetin merkezleri haline gelmelidir. Taban komiteleri, işçilerin sektörler ve sınırlar ötesinde eylemleri koordine edebilecekleri, hedef alınan toplulukları savunabilecekleri, devlet ve şirket propagandasını ifşa edebilecekleri ve baskı, kemer sıkma ve savaşa karşı mücadeleleri bilinçli bir siyasi harekete dönüştürebilecekleri pratik araçlardır.
İşçilerin sosyal ve demokratik haklarını savunmak için verdikleri mücadelenin mantığı, genel grev de dahil olmak üzere birleşik kitlesel eylem yönündedir. İşçilerin şirketlerin ve devletin acımasız baskı harekâtıyla yüzleşip onu yenilgiye uğrattığı tarihi 1934 Minneapolis genel grevi gibi sınıf mücadelesinin büyük geleneklerini yeniden canlandırmak şarttır.
Kapitalist oligarşinin servetine ve iktidarına cepheden saldırmadan faşizme karşı ciddi bir hareket söz konusu olamaz. Milyarderlerin haksız servetleri kamulaştırılmalı ve dev bankalar ve şirketler, özel kâr için değil toplum yararına demokratik olarak denetlenip işletilen kamu işletmelerine dönüştürülmelidir. Oligarkların siyasi ve ekonomik yaşam üzerindeki hakimiyeti sona erdirilmelidir.
Yeni seçilen New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani gibi isimlerin, işçilerin koşullarının ufak tefek reformlarla düzeltilebileceği yönündeki iddiaları tehlikeli bir siyasi tuzaktır. Mali oligarşi, tıpkı ondan önceki monarşi ve köleci düzen gibi, Trump hükümetinin eylemleri aracılığıyla reformlarla ilgilenmediğini göstermektedir. Muhalefete verdiği yanıt şiddet ve baskıdır.
Vurguluyoruz: Bu salt bir Amerikan mücadelesi değildir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan kriz, küresel bir sürecin en keskin ifadesidir. Her ülkedeki işçiler aynı saldırılarla karşı karşıyadır ve küresel emperyalizm ve savaş sistemine karşı koymak için sınırların ötesinde birleşmelidirler. Milliyetçilik, faşizmin üreme yeridir. SEP, işçi sınıfının uluslararası birliği ve her ülkede kapitalist sistemin yıkılması için mücadele etmektedir.
İlk Amerikan Devrimi (1775-83) Britanya İmparatorluğu’nun egemenliğine karşı bir mücadeleydi. İkinci Amerikan Devrimi’nin (1861-1865) köleliği iç savaş yoluyla kaldırması gerekti. Uluslararası mücadelenin en kritik unsuru olarak gelişmekte olan üçüncü Amerikan Devrimi ise, tüm sosyal ve siyasi sistemi yöneten kapitalist oligarşiye karşı yapılacak. Bu, işçi sınıfının sosyalizm uğruna bilinçli ve örgütlü bir hücuma geçmesi meselesidir. Siyasi iktidar ele geçirilmeli, gerçekten demokratik yönetim organları kurulmalı ve ekonomik yaşam toplumsal ihtiyaçlar temelinde yeniden düzenlenmelidir.
Trump, New York Times’a verdiği demeçte, “Dünya sahnesinde gücünüzü kısıtlayabilecek bir şey var mı?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Evet, var. Kendi ahlakım. Kendi zihnim. Beni durdurabilecek tek şey bu.”
Beyaz Saray’daki megaloman yanılıyor. Trump ve oligarşiden daha büyük bir güç var: Amerikan ve uluslararası işçi sınıfının gücü.
Ama mücadele etmek için gerekli program ve önderlik inşa edilmelidir. Sosyalist Eşitlik Partisi, mücadele etmek isteyen işçiler ve gençler için ileriye giden yol olarak bu stratejiyi öne sürmektedir. Bu perspektife katılan herkesi SEP’e katılmaya ve faşizmden, savaştan ve kapitalist barbarlıktan arınmış bir gelecek kurmak için sosyalizm mücadelesine omuz vermeye çağırıyoruz.
Dipnotlar
[1] Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi. Türkçe çevirisi: https://tr.wikisource.org/wiki/Amerikan_Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1zl%C4%B1k_Bildirgesi
[2] Agy.
