Perspektif

Trump, İran’a karşı büyük savaş suçu için salı gecesini son tarih olarak belirledi

ABD Başkanı Donald Trump, 6 Nisan 2026 Pazartesi günü Washington'daki Beyaz Saray'ın James Brady Basın Toplantı Salonu'nda gazetecilerle konuşuyor. [AP Photo/Mark Schiefelbein]

Amerika Birleşik Devletleri, ahlaki ve siyasi bir felaketin eşiğinde. Donald Trump’ın pazartesi günü düzenlediği basın toplantısından çıkarılması gereken kaçınılmaz sonuç budur.

Basın toplantısında kullanılan dil, her şeyi açıkça ortaya koyuyor. Trump, bir dizi ölümcül açıklamanın ardından, İran’ın liderleri ABD’nin taleplerine derhal boyun eğmezlerse ABD ordusunun İran’ı yok edeceğini ilan etti. “Tüm ülke bir gecede yerle bir edilebilir,” diye bağırdı, “ve o gece yarın gece olabilir,” diye ekledi.

Trump, daha önce pazar sabahı sosyal medyada küfürlerle dışa vurduğu öfkeyi, dünya genelindeki televizyon izleyicilerinin önünde de sergiledi. “Ordumuzun gücü sayesinde bir planımız var,” dedi. “Bu plana göre İran’daki her köprü yarın gece 12:00’ye kadar yerle bir edilecek; her elektrik santrali kapanacak, yanacak, patlayacak ve bir daha kullanılamayacak hale gelecek. Yani tam bir yıkım. İstesek bu dört saat içinde olabilir.”

Trump şöyle devam etti: “Yeniden inşa etmeleri yüzyıl sürer. Bugün çekilsek bile, ülkelerini yeniden inşa etmeleri 20 yıl sürer ve hiçbir zaman eskisi kadar iyi olmaz.”

Trump’ın her sözü, ABD hükümetini Hitler’inkine benzer boyutlarda bir suça karıştırıyor. Trump, Nazi liderlerinin kapalı kapılar ardında tartıştığı şeyleri herkesin önünde söylüyor. Bu, 21. yüzyılda dünya kapitalizminin ne derece çürüdüğünü ve alçaldığını göstermektedir.

Basın toplantısı, ABD ordusunun gücünü ve Savunma Bakanı Pete Hegseth’in deyimiyle “Başkan Donald J. Trump’ın cesur liderliğini ve sarsılmaz kararlılığını” durmaksızın kutlayan yaklaşık bir saatlik konuşmalarla başladı. Hegseth’in bu sözleri, ABD kabine üyeleri için artık zorunlu hale gelen yağcı dalkavukluğun yansımasıydı.

Trump daha sonra soruları yanıtladı ancak bunu yapmadan önce, İran tarafından düşürülen bir F-15 savaş uçağındaki iki hava subayından yalnızca birinin kurtarıldığını ilk haberleştiren gazeteciyi hapse atmakla tehdit etti. Trump, bu haberin Pentagon’daki bir sızıntıya dayandığını öne sürerek sızdıran kişiyi tespit etmek amacıyla soruşturma başlatıldığını açıkladı. “Haberi yayınlayan medya kuruluşuna gideceğiz ve ‘ulusal güvenlik’ diyeceğiz; ya bilgileri verecekler ya da hapse girecekler.”

Basın toplantısına büyük ölçüde sağcı podcast yayıncıları ve diğer dalkavuklar katılmış olmasına karşın Trump, basına yönelik tehdit ve kınamalarını sürdürdü. Bu kişiler, “sorularını” sormadan önce Trump’a bol bol teşekkür ettiler.

Trump, “Ganimet galibindir” ilkesini yeniden gündeme getirdiğini ilan etti; bu ilke, barbarlığa dayanan köklü bir gelenekten gelmektedir. İran’ı askerî olarak yendiğini öne sürerek ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerden geçiş ücreti alması gerektiğini söyledi. Kendisine kalsa, İran’ın petrol kaynaklarına el koyacaklarını da belirtti.

Bir muhabirin salı günü saat 20:00 [TSİ çarşamba sabahı 03:00] olarak verilen son tarihe uymak için İran’ın ne yapması gerektiğini sorması üzerine Trump şu yanıtı verdi: “Benim için kabul edilebilir bir anlaşma yapmamız gerekiyor. Bu anlaşmanın bir parçası olarak petrol ve her şeyin serbest dolaşımını istiyoruz.”

Başka bir muhabir ise şunu sordu: “Bu çatışmada ‘Tanrı’ya şükürler olsun’ dediniz. Tanrı’nın ABD’nin eylemlerini desteklediğine inanıyor musunuz?” Trump şöyle yanıtladı: “Çünkü Tanrı iyidir ve Tanrı insanların gözetilmesini istiyor.”

Hegseth’in ve diğer yetkililerin açıklamaları açıkça faşist Hristiyan köktendinciliğinin izlerini taşıyor. Hegseth, basın toplantısındaki konuşmasında F-15’teki ikinci hava subayının kurtarılmasını bir Hristiyan meseli gibi anlattı:

Cuma günü düşürüldü: Kutsal Cuma. Cumartesi boyunca bir mağarada, bir yarıkta gizlendi. Pazar günü kurtarıldı. Paskalya Pazarı’nda güneş doğarken İran’dan çıkarıldı; yeniden doğmuş bir pilot. Hepsi evde ve sağ salim, bir millet sevinç içinde. Tanrı iyidir.

Pentagon şefi konuşmasını şöyle sürdürdü: “Başkanın talimatıyla bugün, operasyonun ilk gününden bu yana en yüksek hacimli saldırılar hayata geçirilecek. Yarın ise bugünden de fazlası. Artık İran’ın bir seçimi var. Akıllıca seçsin. Çünkü bu başkan şakaya gelmez. Bunu Süleymani’ye, Maduro’ya sorabilirsiniz, Hamaney’e de sorabilirsiniz.” Bu son sözler, Trump’ın emriyle öldürülen ya da kaçırılan liderlere bir gönderme niteliğindeydi.

Birkaç keskin soruya muhatap olan Trump öfkesini açığa vurdu. “Eleştirmenlere yanıtınız nedir?” diye sorulunca “Eleştirmenler umurumda değil” dedi. “Elektrik santrallerini ve köprüleri bombalama tehdidinin savaş suçu oluşturduğuna dair kaygılarınız var mı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Hayır, hiç yok.”

Trump, tüm hukuki kısıtlamaların dışında faaliyet gösteren bir rejimin başındadır. Bu, sabıkalı yeraltı dünyasının iktidarıdır. Tırmanmanın mantığı kaçınılmazdır: yoğunlaşan bombardıman, kara kuvvetleriyle İran’ın istilası, büyük şehirlerin işgali ya da tahrip edilmesi ve artan ABD kayıpları karşısında Trump’ın İran halkını sürekli tehdit ettiği “cehennem”e, yani nükleer silahlara başvurulması.

Bu devasa boyuttaki suça yalnızca Trump ve yönetimi değil, bütün egemen sınıf ve onun siyasi sistemi de ortaktır. Trump, 93 milyon nüfuslu bir ülkenin toplumsal altyapısını yok etme, onu “Taş Devri’ne geri gönderme” niyetini kamuoyu önünde açıkça dile getirebiliyor ama gezegenin diğer büyük güçlerinden ya da ABD’nin kendi egemen sınıfından bu politikaya hiçbir ciddi muhalefet yükselmiyor.

ABD’de şirketlerin kontrolündeki siyasi sistem, bu saldırganlık ve toplu ölüm politikasını frenleme kapasitesinden yoksundur. Demokrat Parti, savaşın ilk ayında büyük ölçüde sessiz kaldıktan sonra şimdi Trump’ın savaş suçu işleyen bir deli olduğunu ilan etmeye başladı. Temsilciler Meclisi Demokrat lideri Hakeem Jeffries onu “iğrenç ve dengesiz” olarak nitelendirirken, Senato Demokrat lideri Chuck Schumer Trump’ı “dengesiz bir deli” olarak niteleyerek şunları ekledi: “Olası savaş suçları işlemekle tehdit ediyor ve müttefikleri yabancılaştırıyor.”

Ne var ki hiçbir Demokrat bu suç niteliğindeki savaşı durdurmak için somut bir eylem önermiyor. Koşullar tersine dönseydi bir Cumhuriyetçi azınlığın Demokrat bir başkanın önünü kolayca kesebileceği açık olmasına rağmen, Demokratlar Temsilciler Meclisi’ndeki ve Senato’daki sınırlı Cumhuriyetçi çoğunlukları aşılmaz birer engel gibi görüyorlar. Buna karşın Senatör Bernie Sanders çaresizce şu çağrıyla yetiniyor: “Kongre ŞİMDİ harekete geçmeli. Bu savaşı bitirin.”

Üstelik hiçbir Demokrat, Trump’ın ve savaş suçlarındaki ortaklarının herhangi bir uluslararası mahkeme önünde hesap vermesi gerektiğini de öne sürmüyor.

Geçen sonbaharda bir grup Demokrat senatör ve temsilci, ABD askerî personeline seslenen bir video yayınlamış ve onlara yasa dışı emirlere uymama sorumluluklarını hatırlatmıştı. Ancak Beyaz Saray’dan ve Pentagon’dan yasa dışı emirler yağmur gibi yağarken bu kişiler sessizliğe büründüler. Askerî komuta kadrosuna, gelecekteki bir Demokrat yönetimin savaş suçlarından sorumlu olanları yargılayacağını söylemediler; çünkü o gelecekteki yönetim de kendi emperyalist planları için silahlı kuvvetlerin tam desteğine muhtaç olacak.

Trump tehditlerini hayata geçirirse, bugün — 7 Nisan 2026 — tarihe kara bir leke olarak geçecek. Modern çağın en büyük suçlarından biri olarak hafızalarda yer edecek. Savaştaki sonraki gelişmeler ne olursa olsun, bir eşik aşılmıştır. Bu savaş, ABD’nin bir demokrasi olduğu iddiasını sonsuza dek çürüttü. Trump yönetimini bir haydut rejim olarak damgaladı. Oligarşiyi, tarihsel meşruiyetini çoktan yitirmiş bir egemen sınıf olarak mahkûm etti. Kısacası, bu süreç bir toplumsal devrim döneminin fitilini ateşlemelidir.

Loading