“Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak,” diye tehdit ettikten on saat sonra, ABD Başkanı Donald Trump salı akşamı Truth Social’da bir açıklama yaparak, İran’ın “Hürmüz Boğazı’nın TAM, DERHAL ve GÜVENLİ bir şekilde açılmasını” kabul etmesi şartıyla “İran’a yönelik bombardıman ve saldırıları iki haftalığına askıya alacağını” iddia etti. Trump ayrıca, ABD’nin “tüm askeri hedefleri çoktan karşıladığını ve aştığını” ve ABD ile İran’ın “kesin bir anlaşmaya çok yaklaştığını” yazdı.
İranlı yetkililere atıfta bulunan haberlere göre, Çin’in son anda yaptığı müdahalenin ardından İran, Pakistan’ın önerdiği “ateşkes”i kabul etti; nihai onayı İran’ın yeni Yüce Lideri Ayetullah Mücteba Hamaney’in verdiği belirtildi.
Bu yazının kaleme alındığı sırada, anlaşmanın dayandığı temelin ne olduğu belirsizdi. Salı akşamı Trump, İran ile ilgili olarak CNN’i sert bir şekilde kınayan bir paylaşımda bulundu ve “CNN World News tarafından yayımlanan sözde Açıklama bir SAHTEKÂRLIKTIR, CNN de bunu çok iyi bilmektedir” yazarak şirkete karşı yasal işlem başlatmakla tehdit etti. Bu, görünüşe göre CNN’in “İran zafer ilan etti, ABD’yi 10 maddelik planı kabul etmeye zorladığını söyledi” başlığıyla yayımladığı haberle ilgiliydi.
Ne var ki, son anda varılan anlaşma, Trump’ın geri adım attığı şeklinde algılanacaktır. Trump’ın tehditleri İran’ı sindirmekte başarısız olmuş ama kendi hükümeti içindeki siyasi krizi daha da şiddetlendirmiştir.
Trump’ın 93 milyon nüfuslu bir medeniyeti yok etme tehdidi –ki bu başlı başına bir savaş suçudur– ve savaşın yarattığı etki, tarihi boyutlarda bir siyasi krize yol açmış durumda. Bu açıklamalar, Amerikan hükümetinin, sabıkalı yeraltı dünyasının başta olduğu bir haydut rejim olarak ifşa etti. Bu durum hem Amerika Birleşik Devletleri’nde hem de uluslararası alanda şok ve tiksinti yarattı. Amerika Birleşik Devletleri’nin sözde ahlaki otoritesinden geriye kalan ne varsa, kalıcı ve onarılamaz bir şekilde paramparça oldu. Bunun, Amerikan toplumu için çok geniş kapsamlı sonuçları bulunmaktadır.
Washington ve müttefikleri, suikastlar ve terör yoluyla sonuçlandırabileceklerini düşündükleri bir savaş başlattılar ancak İran halkının direniş seviyesini ciddi şekilde yanlış hesapladılar. Amerikan emperyalizmi şimdi çözümsüz bir ikilemle karşı karşıya. Tırmanma, kazanamayacağı bir savaşta suçluluk damgasını derinleştirmekte ve ülke içinde patlayıcı sonuçlara yol açma riski taşımaktadır; geri çekilme ise uluslararası alanda bir yenilgi olarak algılanacak ve ABD içindeki siyasi durumu daha da istikrarsızlaştıracaktır.
Salı günü yaşanan olaylar, krizin ne kadar olağanüstü bir hal aldığını gözler önüne seriyor. Ordu içinde, Trump’ın emirlerini yerine getirmekle görevlendirilenler, silahlı kuvvetlerin atılan her adımın “sorumluluğunu üstlenmek” zorunda kalabileceği konusunda artan tedirginlik ortamında, genel olarak savaş suçu olarak kabul edilen operasyonları yürütmek zorunda bırakılıyorlardı.
Bu gerçeklik hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Partilerin bazı kesimleri de dahil olmak üzere, siyaset kurumunun içinden gelen açıklamalarda da dile getirildi. Temsilci Sara Jacobs (Demokrat-Kaliforniya), “başkan az önce soykırım tehdidinde bulundu,” diye yazdı, Genelkurmay Başkanlığı’nı federal ve uluslararası hukuku ihlal eden emirlere uymamaya çağırdı ve “azil dahil tüm seçeneklerin” değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yine Kaliforniya’dan Temsilci Ted Lieu, askeri komutanlığa doğrudan seslenerek, Askeri Adalet Tek Tip Kanunu ve federal yasanın savaş suçlarını yasakladığını belirtti.
Bu tür açıklamaların yapılması bile krizin boyutunu göstermektedir. Ancak bu açıklamalar aynı zamanda “muhalefet”in felç durumunu ve art niyetini de ortaya koymaktadır. Gazze’deki soykırımı destekleyen, İran’a karşı savaşı mümkün kılan, askeri aygıtı finanse eden ve Trump’ın diktatörlüğüne karşı ciddi bir mücadele başlatmayı reddeden aynı Demokratlar, şimdi yaklaşan savaş suçları konusunda uyarılar yaparken, bunları durdurmak için somut bir adım önermemektedir.
Salı günü Temsilciler Meclisi Demokrat liderliği tarafından yayımlanan resmî açıklamada, “Donald Trump tamamen çıldırmış durumda” ve “Donald Trump ülkemizi Üçüncü Dünya Savaşı’na sürüklemeden önce, Temsilciler Meclisi derhal oturuma dönmeli ve Ortadoğu’daki bu pervasız ve kasıtlı savaşı sona erdirmek için oylama yapmalıdır,” denildi.
Yaklaşık on gün önce, 8 milyondan fazla insan Trump’a karşı “Krallara Hayır” protestoları için sokaklara dökülmüştü. Katılımcılar arasında İran’a karşı savaşa karşı çıkma duygusu hâkimken, Demokrat Parti organizatörleri, “Üçüncü Dünya Savaşı” uyarısı yapmak şöyle dursun, İran savaşından ciddi bir şekilde bahsetmeyi tamamen reddettiler.
Şimdi Demokratlar, dünyanın kaçınılmaz olarak nükleer silahların kullanılacağı bir dünya savaşının eşiğinde olduğunu söylüyorlar. Ancak çağrıları halka değil, Cumhuriyetçi Parti’ye yönelik. Açıklama, “Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçilerin artık parti sadakatini yurtseverlik görevinin önüne koymayı bırakıp, bu çılgınlığı durdurmak için Demokratlara katılma zamanı geldi,” ifadesiyle sona eriyor.
Demokratların Senato lideri Chuck Schumer, Senato’daki diğer Demokratlarla birlikte salı günü bir açıklama yayımlayarak, “on milyonlarca sivilin bağlı olduğu elektrik, su veya temel altyapıyı kasıtlı olarak tahrip etmenin… bir savaş suçu teşkil edeceğini” kabul etti. Ancak açıklamanın ana mesajı şu ricadır: “Başkan bu tehdidini yerine getirmemelidir.” Başka bir ifadeyle, beş haftalık yasa dışı savaşın ardından, Senato’daki Demokratlar toplu katliam tehdidine, Trump’tan bunu yapmamasını kibarca rica ederek tepki veriyorlar.
Demokratlar, Trump’ın sağduyusuna ve Cumhuriyetçilerin “yurtseverliğine” başvururken, halk arasında var olan büyük muhalefeti seferber etmeyi reddediyorlar; zira böyle bir seferberlik, Trump’tan çok daha fazla korktukları meseleleri anında gündeme getirecektir.
Üstelik Demokratlar, ABD’nin Ortadoğu’da hakimiyet kurması şeklinde temel amacı ve Biden döneminde başlatılan Gazze’deki soykırımdan kaynaklanan İran’a karşı savaşı destekliyorlar. Günün erken saatlerinde Trump’ın tehditlerini “ahlaki açıdan son derece yanlış” ve “kötü” olarak nitelendiren Demokrat Senatör Chris Murphy, salı akşamı ateşkes şartlarına ilişkin haberlere şu yanıtı verdi: “Görünüşe göre Trump, İran’a Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü vermeyi kabul etti; bu, İran için tarihi bir zafer. Bu beceriksizlik düzeyi hem şaşırtıcı hem de yürek burkuyor.”
Egemen sınıf dış politikada çözümsüz bir ikilemle karşı karşıya kalırsa, iç politikada da buna karşılık gelen çözümsüz bir ikilemle karşı karşıya kalır. Yasal veya demokratik yöntemlerle yürütülemeyecek olan küresel savaş ve toplumsal karşıdevrim politikalarını dayatmak için, Trump’ta vücut bulan siyasi yeraltı dünyasını iktidara getirmiştir. Ancak bunları dayatma girişimi, egemen sınıfın en çok korktuğu toplumsal güçleri, yani ABD içindeki patlayıcı sınıf çatışmasının büyümesini tetiklemektedir.
Burjuvazinin tüm hizipleri, tabandan gelen bu tür bir harekete kesinlikle karşıdır; çünkü böyle bir hareket, yalnızca belirli bir yönetimi değil, kapitalist egemenliğin temellerini de tehdit etmektedir. Egemen sınıfın tepkisi geri çekilmek değil, iç baskıyı tırmandırmak ve yoğunlaştırmak olacaktır.
Kısa vadeli gelişmeler ne olursa olsun, savaş, siyaset kurumunun kontrol edemediği ve kaçamayacağı sonuçlar doğurmaktadır. Kriz, şirketlerin kontrolündeki siyasi sistemin olağan mekanizmalarıyla çözülemez.
Sosyalist Eşitlik Partisi, belirleyici meselenin işçi sınıfının bir toplumsal ve siyasi güç olarak bağımsız müdahalesi olduğunu vurgulamaktadır. Eğer bozulmazsa, iki haftalık ateşkes, tırmanan bir siyasi kriz dönemi olacaktır. Bu dönem, savaşa ve Trump yönetimine karşı kitlesel bir işçi sınıfı muhalefeti inşa etmek için kullanılmalıdır.
Bu mücadele, kapitalist oligarşiye ve onun savunduğu kapitalist sisteme karşı işçi sınıfının siyasi seferberliğinden ayrılamaz. Egemen sınıf, insanlığı felaketin eşiğine sürüklüyor. İşçi sınıfı buna sosyalist devrim mücadelesi ile yanıt vermelidir.
