Bu konuşma, Sosyalist Eşitlik Partisi (Avustralya) ulusal sekreteri Cheryl Crisp tarafından, WSWS ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi tarafından düzenlenen 2026 1 Mayıs Çevrimiçi Toplantısı’nda yapıldı.
1 Mayıs 2026’da, Avustralya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi adına, uluslararası düzeyde tüm işçilere ve gençlere devrimci selamlarımızı iletiyorum.
İran’a karşı yürütülen savaş dünya siyasetinde bir dönüm noktasıdır. Bir zamanlar küresel jeopolitik gelişmelerden uzak olarak sunulan Avustralya da dahil olmak üzere tüm emperyalist güçlerin işin içinde olması bunu göstermektedir.
Trump yönetimi, Amerikan emperyalizminin gerileyen hegemonyasının üstesinden gelmek için yoluna çıkan ülke ve güçlere boyun eğdirerek ya da gerekirse onları ortadan kaldırarak her türlü aracı kullanmaya kararlıdır. Ekonomik güçle elde edemediğini askeri güçle elde etmeye çalışıyor. Irak, Afganistan, Suriye, Gazze ve İran’a karşı yürütülen savaşlar petrol kaynaklarının kontrolünü güvence altına almayı amaçlamaktadır. Ancak hedef en nihayetinde ABD’nin başlıca ekonomik ve stratejik rakibi olarak gördüğü Çin’dir.
Avustralya İşçi Partisi hükümeti İran’a yönelik saldırıların en hızlı ve açık destekçileri arasında yer almıştır. Pine Gap gibi Avustralya tesisleri ve ABD savaş makinesine entegre edilmiş diğer ortak üsler, İran halkının üzerine yağan bombalar ve füzeler için hedefleme ve istihbarat sağlamıştır.
İşçi Partisi’nin sürmekte olan savaşa verdiği destek, başta Çin’e karşı olmak üzere ABD’nin küresel militarizmine verdiği destekten ayrılamaz. Avustralya topraklarını ve nüfusunu, Amerika’nın Çin’e karşı nükleer felakete yol açabilecek geniş çaplı savaş planlarıyla aynı hizaya getirmektedir. Bu, nüfusun neredeyse yüzde 70’inin İsrail’in Gazze’yi yok etmesine ve yüzde 72’sinin İran’a karşı savaşa karşı çıktığı koşullar altında yapılıyor. Bu, hükümetin programı ile işçi sınıfı arasındaki uçurumu vurgulamaktadır.
Savaşa muhalefet, İşçi Partisi hükümetinin kapitalist sınıf adına işçi sınıfına karşı yürüttüğü diğer savaşı da kapsamaktadır. İşçi Partisi 2022’den bu yana yıllık askeri harcamalarını 48 milyar dolardan 60 milyar dolara çıkarmıştır. Nisan ayında, önümüzdeki on yıl için 53 milyar dolar daha açıkladı. AUKUS nükleer denizaltı programı 30 yılda 368 milyar dolara mal olacaktır. Savaştaki bu büyük artışın bedeli nasıl ödenecek? Hükümet bu soruya mayıs ayı bütçesi öncesinde cevap vermiştir.
Bugüne kadar bir hükümet programında yapılan en büyük kesinti açıklandı. Engellileri destekleyen ve tedavi eden Ulusal Engellilik Sigorta Programından 35 milyar dolar kesilecek. Bu sadece başlangıçtır; 160.000 kişi programdan çıkarılacak ve diğerlerine yapılan ödemelerin yüzde 16’sı kesilecek. Bu da sefalet, yoksulluk, evsizlik ve erken ölümlerle sonuçlanacak. Ve bu sadece bir program. Birkaç hafta içinde açıklanacak bütçede tüm sosyal programlarda kesintiye gidilecek. Kapitalist krizin tüm yükü, hayat pahalılığının artmasıyla birlikte işçi sınıfının sırtına yüklenecek.
Resesyonun yaklaşmakta olduğuna dair uyarılarla birlikte, gerçek işsizlik oranı halihazırda yüzde 10,5; eksik istihdam ise yüzde 10,4 seviyesindedir. Bu da nüfusun yüzde 20’sinin iş bulamadığı ya da geçinmek için yeterli çalışma saatlerine sahip olmadığı anlamına geliyor.
Sosyal kriz siyasi krizi körüklüyor. Avustralya kapitalist sınıfının iki partisi tarihte ilk kez dağılıyor. 2025 federal seçimlerinde Liberal Parti, kurulduğu 1944 yılından bu yana en düşük oyunu aldı. 1901’den bu yana en düşük ikinci oy oranıyla göreve dönen İşçi Partisi ise bu durumdan kazançlı çıkamadı. Liberallerin çöküşünün ardından egemen seçkinlerin bir kısmı aşırı sağcı, göçmen karşıtı Tek Ulus Partisi’ne yöneliyor. Bu parti, büyük ölçüde Avustralya’nın en zengin kişisi ve bir MAGA destekçisi olan Gina Rinehart tarafından finanse ediliyor. Bu, diktatörlük ve otoriter rejim hazırlıklarına dair bir uyarıdır.
Ancak halihazırda bu tür tedbirler İşçi Partisi tarafından uygulanmaktadır. İşçi Partisi, siyasi örgütleri sözde “nefret söylemi” nedeniyle yasa dışı ilan etmek için kanun çıkardı. Ayrıca protestoları ve “İntifada’yı Küreselleştirin”, Nehirden Denize gibi sloganları yasaklamaya uğraşıyor. Bunun antisemitizmle mücadele ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu, savaşa hazırlık için halk muhalefetini bastırmakla ilgilidir.
İşçi sınıfı, Birinci Dünya Savaşı’nda iki zorunlu askerlik referandumunun yenilgiye uğratılmasından Vietnam, Irak ve Gazze’deki savaşlara muhalefete kadar uzun bir savaş karşıtlığı geçmişine sahiptir. Her hafta Gazze soykırımına karşı protestolar düzenleniyor ve son iki yılda yüz binlerce kişi bu protestolara katıldı. Buradan çıkarılacak ders, savaş suçları işleyen hükümetlere başvurmanın, sadece protesto etmenin nafile ve başarısız bir perspektif olduğudur. Seferber edilmesi gereken, şirketleşmiş sendikalardan bağımsız taban komitelerinde örgütlenmiş işçi sınıfı olmalıdır. Bu komiteler işçileri bir araya getirecek ve işçi haklarına yönelik saldırılara ve savaşa karşı muhalefeti örgütleyecektir.
Sadece bir ülkenin değil, tüm bir sistemin çöküşüne tanık oluyoruz. Bu sisteme son vermek, barbarlığa doğru inişi durdurmak ve insanlığın sosyalist geleceğini güvence altına almak, işçi sınıfının devrimci bir perspektifle donanmasına bağlıdır.
