Perspektif

NATO ve Ukrayna, Rusya’ya karşı savaşı tırmandırıyor

3 Haziran 2026 Çarşamba günü Ukrayna’nın insansız hava aracı saldırısının ardından Rusya’nın St. Petersburg kentindeki liman üzerinde siyah bir duman bulutu yükseliyor. [AP Photo]

NATO’nun Rusya’ya karşı sürdürdüğü savaş yeni bir aşamaya ulaştı. Çarşamba günü Ukrayna, Rusya’nın ikinci büyük şehri olan St. Petersburg’a insansız hava aracı saldırıları düzenledi. Uluslararası Ekonomik Forum’un şehirde açıldığı sırada St. Petersburg Petrol Terminali’nin üzerinde siyah duman bulutları yükseldi. Edinilen bilgilere göre Kronştadt deniz üssü ve diğer askeri hedefler de saldırıya uğradı.

Bu saldırı, Ukrayna’nın —kimisi cephe gerisinden yüzlerce kilometre uzakta olan— Rus enerji tesislerine, hava alanlarına, silah fabrikalarına, komuta merkezlerine ve askeri altyapıya yönelik giderek daha kapsamlı bir hal alan insansız hava aracı ve füze saldırıları dizisinin bir parçasıdır.

Ukrayna bu saldırıları tek başına yapmıyor. Başta Almanya olmak üzere NATO güçleri, bunlara siyasi kılıf sağlıyor, bu saldırıları askeri açıdan mümkün kılıyor, teknolojik olarak destekliyor ve stratejik açıdan koordine ediyorlar.

Son saldırılar, Berlin ile Kiev’in son haftalarda kamuoyu önünde uzlaştıkları hususları hayata geçirmektedir. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, nisan ayı ortasında Berlin’de askeri törenlerle karşılandığında, iki hükümet savaş işbirliğinin derinleştirilmesini ifade eden bir “stratejik ortaklık” imzaladı.

Mayıs ayı ortasında Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, Kiev’e yaptığı ziyaret sırasında Almanya ile Ukrayna’nın ortak olarak 1.500 kilometreye kadar menzile sahip insansız hava araçları ve diğer insansız silah sistemleri geliştirmeyi ve üretmeyi planladığını duyurdu. Bu silahlarla Rusya’nın derinliklerini vurmak mümkündür.

Pistorius, Berlin’in Ukrayna’yı yalnızca Alman silahlarının alıcısı olarak değil, gelecekteki Alman ve Avrupa savaşlarının bir laboratuvarı olarak gördüğünü de açıkça ortaya koydu ve Ukrayna’nın muharebe alanındaki deneyiminden Almanya’nın yararlanabileceğini ilan etti. Bir başka deyişle, Bundeswehr, Ukrayna’da nükleer bir güce karşı yüksek teknoloji savaşının nasıl yürütüleceğini öğreniyor.

St. Petersburg’a yönelik saldırı, NATO güçlerinin her kırmızı çizgiyi geçtiğini teyit etmektedir. Rusya, Batı silahlarıyla Rus topraklarına yapılacak saldırıların Ukrayna dışında da karşı önlemlere yol açabileceği konusunda defalarca uyarıda bulunmuştur. Nisan ayında, Berlin’in Ukrayna ile birlikte Rusya’ya yönelik saldırılarda kullanılacak uzun menzilli silahlar ve insansız hava araçları geliştireceğini açıklamasının ardından Rusya Savunma Bakanlığı, Alman silah şirketlerinin adreslerini kamuoyuyla paylaştı.

Emperyalist güçler, Rusya’nın her uyarısına nükleer savaşı göze alan mutlak bir pervasızlıkla yanıt vermektedir. Bu güçler çatışmanın NATO ile Rusya arasında doğrudan bir savaşa dönüşebileceğini bilinçli olarak kabullenmekle kalmıyor; bunu fiilen hedefliyorlar. Rus topraklarına yönelik giderek daha kapsamlı saldırılar, Rusya sınırlarında yapılan tatbikatlar, Doğu Avrupa’ya ek NATO kuvvetleri yerleştirilmesi ve Avrupa’nın savaş kapasitesinin genişletilmesi aracılığıyla Moskova, NATO’nun savaşa resmen katılmasına gerekçe oluşturabilecek bir tepki vermeye kışkırtılıyor.

Bunların “demokrasi”, “özgürlük” ya da “insan hakları”nın savunulmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Ukrayna’daki savaş, NATO’nun onlarca yıldır doğuya genişlemesinin, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı askeri bir ileri karakola dönüştürülmesinin ve 2014 yılında Kiev’de yapılan ve Washington ile Berlin tarafından desteklenen sağcı darbenin ürünüdür. Şubat 2022’deki Rus istilasının ardından NATO güçleri savaşı sürekli olarak genişletmiştir.

Söz konusu olan emperyalist çıkarlardır: hammadde açısından zengin ve jeostratejik bir konumda bulunan Ukrayna’nın kontrolü, Rusya’nın zayıflatılması ve nihai olarak parçalanması, Avrasya kara parçasının hammaddelerine ve pazarlarına erişim ve dünyanın büyük emperyalist güçler arasında yeniden paylaşımı.

Almanya için Ukrayna, özel bir tarihsel önem taşımaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nda bile Ukrayna’nın kontrolü Alman emperyalizminin savaş hedefleri arasındaydı. İkinci Dünya Savaşı’nda Wehrmacht, 27 milyondan fazla Sovyet yurttaşının hayata mal olan imha savaşında Sovyetler Birliği’ne karşı Ukrayna’yı işgal etti. Barbarossa Harekâtı’nın başlangıcından yaklaşık 85 yıl sonra Alman egemen sınıfı yeniden Doğu’ya doğru uzanıyor.

Avrupa güçleri, Ukrayna halkına kendi emperyalist çıkarları uğruna ölüme gönderilecek askerler muamelesi yapıyor. Öte yandan Almanya’nın askeri bütçesinin önümüzdeki yıllarda yıllık 200 milyar avronun üzerine çıkarılması da dahil olmak üzere devasa askeri harcamalar, işçi sınıfına yönelik sert saldırılar aracılığıyla karşılanıyor: sosyal kesintiler, emeklilik hakların kırpılması, ücretlerin düşürülmesi, işten çıkarmalar, kamu hizmetlerinin tahrip edilmesi, okulların, üniversitelerin ve işyerlerinin askerileştirilmesi.

Savaş çılgınlığına karşı mücadele, Putin rejiminin gerici politikalarının da reddedilmesini zorunlu kılmaktadır. Rusya’nın Ukrayna’yı istilası, NATO’nun onlarca yıllık Rusya kuşatmasına ilerici ya da anti-emperyalist bir yanıt değildi. Bu, Stalinistlerin Sovyetler Birliği’ni yok edip kapitalizmi restore etmesinden doğan kapitalist oligarşik bir rejimin çaresiz ve gerici yanıtıydı. Putin’in politikası karaya oturmuştur. Onun tüm stratejisi, emperyalizmle uzlaşma yoluyla Rus oligarşisine dünya kapitalist düzeni içinde kabul görmüş bir yer kazandırma çabasından ibaretti.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK), başından itibaren Ukrayna ve Rusya işçilerini savaşa karşı birleştirmeye çalışmıştır. DEUK, savaşın başlamasının hemen ardından yayımladığı ilk açıklamada “Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesini” açıkça kınamış ve şunları ifade etmiştir: “ABD ve NATO güçlerinin provokasyonlarına ve tehditlerine rağmen, sosyalistler ve sınıf bilinçli işçiler, Rusya’nın Ukrayna’yı istilasına karşı çıkmalıdır.” Açıklamada şöyle denilmektedir:

1991’de Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasıyla harekete geçirilen felaket, Vladimir Putin tarafından temsil edilen kapitalist egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden bütünüyle gerici bir ideoloji olan Rus milliyetçiliğine dayanarak önlenemez. … Putin rejiminin sunduğu gerekçeler ne olursa olsun, Ukrayna’nın istilası yalnızca Rusya ve Ukrayna işçi sınıfını bölmeye ve dahası, ABD ve Avrupa emperyalizminin çıkarlarına hizmet edecektir.

DEUK ile siyasi ittifak içinde olan sosyalist gençlik örgütü Bolşevik-Leninistlerin Genç Muhafızları’nın önde gelen üyelerinden Bogdan Syrotiuk’un Ukrayna’da tutuklanması, komplo kurularak suçlanması ve iki yılı aşkın süredir hapiste tutulması, savaşın ve Kiev’deki NATO destekli rejimin gerici ve antidemokratik niteliğini ortaya koymaktadır. Syrotiuk, hem Zelenskiy diktatörlüğüne hem de savaşa karşı kapsamlı yazılar yazmış ve konuşmalar yapmış, Ukrayna ve Rusya işçilerini kendi kapitalist hükümetlerine karşı birleşmeye çağırmıştır. DEUK ve Dünya Sosyalist Web Sitesi, Syrotiuk’un derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep eden küresel bir kampanya yürütüyor.

DEUK’un çözümlemesi eksiksiz biçimde doğrulanmıştır. Putin, savaşı Ekim Devrimi’ne ve Lenin’e öfkeli bir saldırıyla başlattı. İstila öncesindeki konuşmasında Ukrayna’nın kendi kaderini tayin hakkını tanıyan ve Sovyetler Birliği’ni eşit cumhuriyetlerin gönüllü birliği olarak kuran Bolşevikleri hedef aldı. Bu şekilde, kendi rejiminin 1917’nin devrimci ve enternasyonalist geleneklerini bütünüyle reddettiğini ve Çarlığın Büyük Rus şovenizmini devraldığını açıkça ortaya koydu.

Bu politikanın yıkıcı sonuçlarına Ukrayna ve Rusya’daki işçiler katlanmaktadır. Yüz binlerce insan öldürülmüş ya da yaralanmış, tüm kentler ve bölgeler tahrip edilmiş, milyonlarca insan yerinden edilmiştir. Ukrayna işçi sınıfı, Zelenskiy rejimi ve onun NATO destekçileri tarafından emperyalist savaş amaçları uğruna ölüme gönderilmektedir. Rus işçi sınıfı ise Putin rejimi tarafından baskı altına alınmakta, zorla askere alınmakta ve gerçek toplumsal ve demokratik çıkarlarına aykırı bir savaşa sürülmektedir.

Tam da bu nedenle her iki savaş kampına verilen her türlü destek gericidir. NATO güçleri, Rusya’ya askeri olarak boyun eğdirilmesini ve Avrasya’nın yeniden paylaşımını hedeflemektedir. Putin rejimi ise işçi sınıfını emperyalizme karşı savunmamakta; zenginliğini ve iktidarını Ekim Devrimi’nin kazanımlarının yok edilmesinin üzerine inşa etmiş olan Rus oligarşisinin çıkarlarını savunmaktadır.

Almanya’da, Avrupa’da, Rusya’da, Ukrayna’da ve dünya genelinde işçiler ve gençler şu zorunlu sonucu çıkarmalıdır: Savaşa karşı mücadele, savaşın nedeni olan kapitalist kâr sistemine karşı uluslararası sosyalist bir işçi sınıfı hareketinin inşasını gerektirmektedir.

Ukrayna ve Rusya’daki işçilerin rakip oligarkların ve emperyalist güçlerin çıkarları için birbirlerini katletmekte hiçbir çıkarı yoktur. Almanya’da, Fransa’da, Britanya’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve tüm Avrupa’daki işçilerin, “kendi” egemen sınıflarının büyük güç planları uğruna ücretlerini, emeklilik haklarını, okullarını, hastanelerini ve nihayetinde hayatlarını feda etmekte hiçbir çıkarı yoktur.

Savaşa karşı öne sürülmesi gereken slogan, şu ya da bu ulus devletin savunulması değil, sosyalist enternasyonalizmdir: Rus ve Ukraynalı işçilerin birliği için! NATO emperyalizmine ve Putin rejimine karşı! Savaşa karşı uluslararası sosyalist bir işçi sınıfı hareketinin inşası için!

Loading