Perspektif

Sosyalist Eşitlik Partisi (ABD), dünya savaşı, diktatörlük ve siyasi radikalleşme koşullarında 9. Ulusal Kongresi’ni topladı

Binlerce kişi, 18 Ekim 2025 tarihinde Detroit'te düzenlenen “Krallara Hayır” protestosuna katıldı.

Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP-ABD), Dokuzuncu Ulusal Kongresi’ni 2-7 Ağustos 2026 tarihlerinde topladı. Delegeler; emperyalist savaşa karşı mücadele, Amerikan demokrasisinin çöküşü, göçmenlerin savunulması, sınıf mücadelesinin yükselişi ve Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nın (TK-Uİİ) inşası, sosyalistlerin yapay zekâ (AI) teknolojisine yönelik tutumu ve iki Amerikan Devrimi’nin mirasının savunulması üzerine kararları tartışıp kabul ettiler.

SEP, 2008’deki Kuruluş Kongresi’nden bu yana her iki yılda bir ulusal kongre topluyor. Dokuzuncu Kongre, altı kararın tümünü oybirliğiyle kabul etti. Kongre ayrıca Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) şubelerinden ve sempatizan gruplarından gelen selamlama mesajlarını ve raporları dinledi.

SEP Ulusal Başkanı David North’un açılış raporu, ilk kararı sundu ve bir bütün olarak kongrenin çerçevesini çizdi. North şunları söyledi: “Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Dokuzuncu Kongresi, Amerika Birleşik Devletleri ve dünya siyasi tarihinin kritik bir dönüm noktasında —savaşın, ekonomik krizin ve hızla büyüyen toplumsal radikalleşmenin kesişme noktasında— toplanıyor.” North İran’a karşı savaşı mahkûm ederek şöyle devam etti: “Otuz beş yıl boyunca ‘şok ve dehşet’ bombardımanları şeklindeki vahşi stratejisi üzerine inşa edilen Amerikan yenilmezliği halesi paramparça olmuştur.”

North, bir üçüncü dünya savaşının halihazırda sürmekte olduğunu ve “metastaz yaparak” geliştiğini açıkladı: “[Savaş] Kronik ve genişleyen bir durum olarak küresel ölçekte yayılıyor, yeni bölgeleri sömürgeleştiriyor, daha önce birbirinden ayrı olan çatışmaları kaynaştırıyor ve dünya ekonomisini ve her ulusal devleti, yöneldiği genel yangına hazırlık içinde adım adım dönüştürüyor.”

Rapor, savaşın birbirinden ayrı cephelerinin kaynaşmasını inceledi. Ukrayna’da bir vekâlet savaşı olarak başlayan şey, “tartışmasız biçimde, NATO güçlerinin Rusya’ya karşı ilan edilmemiş ama son derece gerçek savaşına” dönüşmüştür; ülkenin içlerini vuran insansız hava aracı saldırıları artık açıkça Amerikan ve Fransız istihbaratı tarafından Avrupa Rusya’sındaki hedeflere yöneltilmektedir. North, “NATO’nun Rusya’ya yönelik saldırıları yönetmesinin felaket boyutundaki sonuçları açıktır. Rusya’nın NATO ülkelerine karşı saldırıya geçme olasılığı her geçen gün artmaktadır,” dedi.

Raporda, İran’a yönelik saldırının beşinci ayında ortaya çıkan sonucun “büyük bir stratejik başarısızlık” olduğu belirtildi. İran teslim olmamıştır, Hürmüz Boğazı çekişmeli bir savaş bölgesi olmayı sürdürmektedir, Amerikan mühimmat stokları tükenmiştir ve Washington’ın kendi stratejik analistleri ABD’nin bir “stratejik çıkmaz”a girdiğini kabul etmektedir. Bu, geri çekilmeye değil, bir istila olasılığı da dahil olmak üzere daha ileri bir tırmanışa yol açacaktır; ki bu “felaketin ölçeğini yalnızca büyütecektir.”

North, savaşın seyrinin “Amerikan ve uluslararası siyasi ve mali sisteminin tamamında şok dalgaları yaratacağını” ve “kapitalizme dayalı mevcut toplumsal sistemin —onun iki partili sisteminin, şirketlerin denetimindeki medyasının, yozlaşmış akademisinin, bürokratik işçi örgütlerinin, kimlik saplantılı hali vakti yerinde sahte solunun ve entelektüel bakımdan düşkünleşmiş kültürünün — çürümüşlüğünü” teşhir edeceğini belirtti.

Savaşı, eşitsizliği ve diktatörlüğe yönelişi tetikleyen aynı çelişkiler, işçi sınıfının küresel bir direniş gücü olarak ortaya çıkışını da üretmiştir. Rapor, 30 milyondan fazla can alan bir pandeminin tetiklediği grev dalgalarından Fransa’daki emeklilik mücadelelerine, Güney Avrupa ve Güney Asya’daki genel grevlerden Amerikan tarihinin tek günde gerçekleşen en büyük gösterileri olan “Krallara Hayır” sloganlı üç protestoya uzanan “tek bir yükselen eğrinin” izini sürdü.

North şöyle diyordu: “80 yıllık bir tabunun ardından sosyalizm, çarpık biçimler altında da olsa ve Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) tarafından yeniden Demokrat Parti’ye doğru kanalize edilse de bizzat ABD’de yeniden ortaya çıkıyor; bu, hiçbir aygıtın kalıcı olarak dizginleyemeyeceği bir bilinç değişimini ifade ediyor.”

Rapor, bu hareket ile onun siyasi ifadesi arasında duran şeyin devrimci önderlik krizi olduğunu açıkladı; North’un vurguladığı gibi bu, DEUK’un hiçbir zaman “kendiliğinden çözüleceğini” savunmadığı bir krizdir. Kongrenin önemi de buradan kaynaklanıyordu. North şöyle devam etti: “Bir perspektif, bir mücadele aracıdır. Onun yayımlanması, doğrulanması ve savunulması, önderlik krizinin çözülmesinin kendi içindeki uğraklarıdır; bu kriz nesnel süreçlerle değil, bu süreçlerin içinde devrimci partinin bilinçli inşasıyla çözülür.”

North, konuşmasını bu mücadeleyi tarihsel temellerine —Uluslararası Komite’nin cisimleştirdiği Troçkizm mücadelesine— yerleştirerek bitirdi: “SEP’in 2028’deki bir sonraki kongresi, James P. Cannon’ın son derece kritik bir rol oynadığı Uluslararası Sol Muhalefet’in 1928’deki kuruluşunun yüzüncü yıldönümüyle çakışacak. Bu tarihsel yıldönümüne hazırlık, yeni bir kuşağın bu tarihle eğitilmesi bakımından dikkatimizin odağında olmalıdır. Bu, devrimci önderlik krizinin çözülmesinin olmazsa olmaz önkoşuludur.”

SEP Ulusal Sekreteri Joseph Kishore, ABD’deki siyasi durum üzerine ikinci kararı sundu. Rapor, SEP ile WSWS’nin Trump’ın kökenleri ve yükselişine ilişkin, yakın zamanda yayımlanan Oligarşi: Trump ve Amerikan Demokrasisinin Çöküşü kitabında yer alan çözümlemesini ele aldı. Kishore, kitabın “bu kongreye sunulan ilgili karar önergesinin dayandığı çözümlemenin belgesel kaydı” olduğunu söyledi ve partinin her üyesi tarafından incelenmesi çağrısında bulundu.

Rapor ardından, ABD içinde şu anda gelişmekte olan radikalleşmeye döndü. “Karşılanması olanaksız hayat pahalılığının, bitmek bilmeyen savaşın, ICE [Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı] cinayetlerinin ve diktatörlüğün açıktan inşasının darbeleri altında milyonlarca insan siyasi yaşama sürükleniyor ve sola kayıyor; bu, Demokrat Parti’nin boğmaya ve denetim altına almaya çalıştığı bir harekettir.”

Bu hareketten ilk yararlanan DSA’ydı. DSA “her aşaması Marksizmden ve işçi sınıfından bir kopuşla tanımlanmış, neredeyse 90 yıllık bir siyasi soy ağacına dayanan, 44 yıllık bir örgüttür” — Max Shachtman’ın 1940’ta Troçkizmden kopuşundan, Michael Harrington’ın Demokrat Parti içinde “yeniden kümelenme” programına ve 1982’de DSA’yı kuran birleşmeye uzanan bir şecere. Kishore şöyle açıkladı: “DSA bir işçi sınıfı örgütü değildir. İki küçük burjuva eğilimden doğmuştur, bugün meslek sahibi orta sınıfın varlıklı katmanlarına yaslanmaktadır ve siyasi sistem içindeki işlevi işçileri temsil etmek değil, Demokrat Parti adına onları idare etmektir.”

Kishore, partinin görevinin, şu anda sosyalizme doğru yönelen işçileri ve gençleri gerçek anlamda devrimci bir perspektife kazanmak olduğu sonucuna vardı.

Eric London, göçmenlerin savunulması üzerine üçüncü kararı sundu. Raporu, “nüfusun tamamının demokratik haklarını kaldırmanın aracı olarak göçmenliği kullanıp otoriter egemenlik kurma çabalarını sürdüren” bir yönetimi belgeledi.

London, “Amerikan ‘demokrasisi’nden geriye ne kaldıysa gözlerimizin önünde çöküyor,” dedi. “Siyasi düzenin hiçbir kurumu Trump’ı durdurmuyor.” Otuz yıl boyunca her iki parti de [Demokratlar ve Cumhuriyetçiler] şimdi halka karşı yöneltilen aygıtı inşa etti. Rapor, bu yönetimin “muazzam tarihsel boyutlarda toplumsal bir çatışmayı hazırlamakta olduğu ve partinin ve işçi sınıfının buna siyasi olarak hazırlıklı olması gerektiği” sonucuna vardı.

Tom Hall, işçi mücadelelerinin her kıtada büyüdüğünü belgeleyen dördüncü kararı sundu. Greve karşı bir şirket polis gücü işlevi gören sendika bürokrasilerine karşı bu karar, amacı “mevcut sendika bürokrasilerini etkilemek değil, onlara karşı bir taban ayaklanması örgütlemek” olan Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı’nın (TK-Uİİ) inşasını ileri sürüyor.

Hall şu sonuca varıyordu: “Bilinç etkeni belirleyici olacaktır. Nesnel krizin kendiliğinden çözüleceğini ya da rolümüzün olayları gözlemlemek ve sonradan onlar hakkında yorum yapmakla sınırlı olduğunu varsaymak ciddi bir siyasi hata olur.”

Evan Blake, partinin yapay zekâya (AI) yönelik tutumu üzerine beşinci kararı sundu. Rapor, çözümlemesini teknolojiye Marksist yaklaşım bağlamına yerleştirerek, yapay zekânın gerici kullanımlarından hiçbirinin “teknolojinin kendisinden değil, geliştirildiği toplumsal ilişkilerden —özel mülkiyetten, kâr sisteminden ve dünyanın rakip ulus devletlere bölünmüşlüğünden— kaynaklandığını” açıkladı.

Rapor bu temelde, sahte soldan yayılan yapay zekâ düşmanlığını reddediyor ve “yapay zekânın kategorik olarak reddedilmesinin pratik sonucunun, onu ne olursa olsun kullanacak olan şirketleri ve devleti silahsızlandırmak değil, yalnızca işçi sınıfını silahsızlandırmak olduğunu” açıklıyordu. Blake, yapay zekâ düşmanlığının “teknolojiye yönelik bütün Marksist tutumun dayandığı ayrımı, yani makine ile onun işlediği toplumsal düzen arasındaki ayrımı ortadan kaldırdığını” söyledi. Karar, teknoloji tekellerinin mülksüzleştirilmesini ve teknolojinin planlı bir dünya ekonomisi içinde insani ihtiyaçlara yöneltilmesini talep ediyor ve yapay zekâ güdümlü otomasyon nedeniyle tek bir işin dahi kaybedilmemesi gerektiğinde ısrar ediyor.

Rapor ve ardından gelen tartışma, Uluslararası Komite tarafından Aralık 2025’te kullanıma sunulan Sosyalizm AI’nin önemini de vurguladı. Blake’in belirttiği gibi Sosyalizm AI, Marx, Engels, Lenin, Troçki, Luxemburg ve Plehanov’un eserlerini ve Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin yaklaşık otuz yıllık arşivini “her yerde, aynı anda, herhangi bir dilde, günün herhangi bir saatinde, mücadeleye atılan işçilerin ve gençlerin hizmetine” sunuyor.

Tom Mackaman, Bağımsızlık Bildirgesi’nin yayımlanmasının 250. yılında bu tarihi olay üzerine son kararı sundu. Bağımsızlık Bildirgesi’nin Kral’a yönelttiği suçlamalar, “sanki Buckingham Sarayı’nın eski sakini kadar Beyaz Saray’ın şimdiki sakini için de yazılmış gibi okunuyor,” diye belirtti.

Mackaman, elindeki servet yoğunlaşması “demokratik yönetim biçimleriyle bağdaşmayan” bir oligarşinin, “bütün Amerikan ve dünya tarihinin en güçlü fikri olan eşitlik fikrini yok etmek” zorunda olduğunu açıkladı. Başkan Yardımcısı JD Vance; ABD’yi, Bağımsızlık Bildirgesi’nin ilkeleri üzerine kurulmuş bir cumhuriyet olarak değil, völkisch bir ırk-ulus olarak yeniden tanımlayarak eşitlik fikrini açıkça reddetmişti.

Ayrı bir akşam oturumu, Alan Gelfand’ı (28 Temmuz 1949 – 29 Ekim 2025) anmanın yanı sıra Lev Troçki’nin Stalin’in GPU’su tarafından öldürülmesi ve Troçkist harekete devlet ajanlarının sızması üzerine Uluslararası Komite’nin yürüttüğü Güvenlik ve Dördüncü Enternasyonal soruşturmasının tartışılmasına ayrıldı. Los Angeles’ta kamu avukatı olan Gelfand, Sosyalist İşçi Partisi’nin (SWP) önderliğinde yer alan devlet ajanlarının varlığına ilişkin bir soruşturma talep ettikten sonra 1979’da partiden ihraç edilmişti. Aradan geçen kırk yılı aşkın sürede, Gelfand’ın SWP’ye devlet ajanlarının sızmasına ilişkin ileri sürdüğü her bir suçlama kanıtlanmıştır.

Kongre yeni bir ulusal komite seçti ve David North’u yeniden ulusal başkan olarak seçti. Göreve gelen ulusal komitenin üyeleri, Joseph Kishore’u ulusal sekreter, Kathleen Martin’i ulusal sekreter yardımcısı, Barry Grey ile Andre Damon’ı da WSWS’nin ulusal eş editörleri olarak yeniden seçtiler.

Kongre, yalnızca ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin yaşamındaki bir olay değildi; uluslararası bir nitelik taşıyordu. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin bütün şubelerinin ve sempatizan gruplarının temsilcileri kongreye katıldı.

Katkı sunanlar arasında şunlar yer aldı: Britanya’daki SEP’in ulusal sekreteri Chris Marsden; Fransa’daki PES’in ulusal sekreteri Alex Lantier; Sri Lanka’daki SEP’in genel sekreteri Deepal Jayasekera; Avustralya’daki SEP’in ulusal sekreteri Cheryl Crisp; Yeni Zelanda’daki Sosyalist Eşitlik Grubu’nun önder üyesi Tom Peters; Türkiye’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin genel başkanı Ulaş Sevinç; Brezilya’daki Sosyalist Eşitlik Grubu’nun önderlerinden Tomas Castanheira; Kanada’daki SEP’in ulusal sekreteri Keith Jones; ve Almanya’daki SGP’nin başkanı Christoph Vandreier. Kongre ayrıca eski Sovyetler Birliği’ndeki Bolşevik-Leninistlerin Genç Muhafızları’ndan da bir selamlama mesajı aldı.

Bu selamlama mesajları ve raporlar birer formalite değil, her kıtadaki işçi sınıfının deneyimlerini yoğun tartışmalara taşıyan siyasi katkılardı.

Kabul edilen kararlar, Amerikan koşullarından değil, dünya ekonomisinin ve dünya siyasetinin çözümlenmesinden hareket etmektedir; ABD’deki kriz onun özgül ve yoğunlaşmış bir ifadesidir. SEP’in çalışması, tek bir uluslararası mücadelenin —sosyalist devrimin dünya partisinin inşasının— ulusal bir bileşenidir.

Bu kongrenin belgeleri, gerçek bir Marksist analizin ve devrimci bir perspektifin nelerden oluştuğunu göstermektedir. Tırmanan bir dünya savaşı, ABD’de diktatörlüğün açıktan inşası ve modern tarihte eşi görülmemiş bir toplumsal kriz ortamında, dünyanın hiçbir yerinde başka hiçbir parti ya da örgüt mevcut duruma yanıt verecek bir program ileri sürmek şöyle dursun, onu ciddi biçimde çözümleyebilecek durumda değildir. Kongre, mevcut düzen içinde manevra yapmaya değil, uluslararası işçi sınıfını dünya sosyalist devrimi programı temelinde mevcut düzene karşı seferber etmeye yönelik bi perspektif geliştirdi.

Dokuzuncu Ulusal Kongre’nin raporları, kararları ve tartışmaya yapılan katkılar önümüzdeki günlerde Dünya Sosyalist Web Sitesi’nde yayımlanacaktır. Bunlar, işçi ve gençlik kitlelerinin siyasi eğitiminde önemli bir rol oynayacak ve işçi sınıfının şimdi gelişmekte olan mücadelelerde kendisini donatması gereken analizi ve programı oluşturacaktır.

Savaşa, diktatörlüğe ve kapitalizme karşı mücadele konusunda ciddi olan herkes —gerçek bir sosyalist hareket arayan herkes— bu belgeleri incelemeli, bunlardan sonuçlar çıkarmalı ve Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılma kararı almalıdır.

Loading