Savaşa, diktatörlüğe ve toplumsal yıkıma karşı sosyalist bir gelecek mücadelesinde IYSSE’ye katılın!

Türkiye’de ve dünya genelinde öğrenciler, şiddetlenen bir savaş, diktatörlük ve toplumsal yıkım dalgasının ortasında okullara dönüyor. Aynı anda işçi sınıfı ve gençlik içinde toplumsal öfke ve mücadeleler de büyüyor.

Fransa’da lise öğrencilerinin kemer sıkmaya karşı ülke geneline yayılan kitlesel mücadelesi ve grevler, Almanya’da gençlerin zorunlu askerliğe ve militarizme karşı protestoları ve İspanya’da konut krizine karşı yüz binlerce kişinin katıldığı ve “genel grev” çağrısı yapan hareket, Avrupa’da ve dünya genelinde patlayıcı bir toplumsal hareketin gelişmekte olduğuna tanıklık ediyor.

2 Ekim 2026 Cuma günü, Fransa'nın Lyon kentinde okullardaki kaynak yetersizliğine karşı düzenlenen bir protesto sırasında bir öğrenci, üzerinde “Atıklarınızı geri dönüştürün, onları bakan yapmayın” yazan bir pankart tutuyor. [AP Photo/Laurent Cipriani]

Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal’in öğrenci ve gençlik örgütü olan Toplumsal Eşitlik için Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE), dünyanın dört bir yanındaki yoldaşlarıyla birlikte, gençlik içinde sola doğru gelişen hareketi, ileriye giden tek yola, işçi sınıfının kapitalist kâr sistemine karşı uluslararası sosyalizm mücadelesine yönlendirmeye çalışıyor.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı saldırı savaşı, Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e ve Yemen’e kadar genişlemiş durumda. Gazze’de Siyonist İsrail devletinin soykırımı “ateşkes” kılıfı altında devam ediyor. NATO’nun Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı yürüttüğü savaş, beşinci yılında Avrupa güçlerinin tırmandırdığı ve nükleer çatışma riskinin alenen konuşulduğu yeni bir aşamaya girdi. Egemen sınıflar, hiçbir yerde toplumsal destek görmeyen savaş ve kemer sıkma programlarını dayatmak için diktatörlük yöntemlerine başvuruyor. Bunlar ve iklim değişikliği gibi temel küresel sorunlar, kapitalist kâr sisteminin temel çelişkilerinden doğmaktadır. Bu çelişkiler, üretimin toplumsal karakteri ile üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ekonominin küresel karakteri ile dünyanın rakip ulus devletlere bölünmüşlüğü arasındadır. Buradan tek ilerici çıkış, uluslararası işçi sınıfının devrimci müdahalesi ile bir dünya sosyalist federasyonunun kurulmasıdır.

Kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizm, büyük güçleri pazarlar, kaynaklar ve jeopolitik üstünlük için dünyayı yeniden paylaşmaya sürüklüyor. Gazze, İran, Ukrayna; Latin Amerika’da Venezuela ve Küba’ya karşı emperyalist saldırganlık ve Çin’e karşı savaş hazırlıkları; bunların hepsi aynı küresel savaşın cepheleridir.

NATO’ya ve emperyalizme göbekten bağlı olan Türkiye burjuvazisi, kendi gerici çıkarlarının peşinde bu savaşların içine çekiliyor: İsrail ve Yunanistan ile artan gerilimler, Yemen’de Suudi rejimini korumak üzere askeri destek verme planları, Rusya ile fiilen savaş halinde olan NATO güçleriyle artan işbirliği bunun ifadeleridir. Savaş kapitalist sistemin kaçınılmaz bir ürünüdür ve bu yüzden kapitalizme karşı ve sosyalizm uğruna mücadele etmeden savaşa karşı mücadele edilemez. Bu mücadeleye önderlik etmesi gereken özne, kâr yerine toplumsal ihtiyaçlara dayanan küresel bir ekonomi inşa edebilecek tek güç olan küresel işçi sınıfıdır.

Top yemi olmayacağız!

Temmuz ayında Ankara’daki NATO zirvesinde toplanan güçler, askeri harcamaları GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarma taahhüdünü yinelediler. Bu kaynaklar eğitimden, sağlıktan ve istihdamdan kesilecek. Savaşın ve militarizmin bedeli artan sömürü, vergiler, kemer sıkma, yıkım ve ölüm yoluyla işçi sınıfına ve gençliğe yüklenirken, kaynaklar silah tekellerine ve mali oligarşiye aktarılıyor. Türkiye’nin askeri harcaması 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 7,2 arttı; 2016’ya kıyasla ise artış yüzde 94’e ulaşıyor.

Avrupa’da zorunlu askerliğin önü açılıyor: Almanya’da 18 yaşına giren tüm erkekler askerlik anketini doldurmak zorunda bırakılıyor, zorunlu muayeneye ise 2027’de geçilmesi planlanıyor; Fransa, İtalya ve Belçika askerlik programlarını genişletiyor. Ancak bu politikalar gençlik içinde büyüyen bir direnişle karşılanıyor.

Egemen sınıflar bu radikalleşme karşısında otoriter yönetim biçimlerine yöneliyor, faşizan ve aşırı sağcı güçleri besliyor. Bu uluslararası olgu en keskin ifadesini ABD’de mali oligarşinin hakimiyetini cisimleştiren Trump yönetiminde buluyor. Gazze’deki soykırımı mümkün kılan, İran’a saldıran emperyalist savaş suçlusu Trump ile “dost” olmaktan övünen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti de artan jeopolitik ve sınıfsal basınçların ağırlığı altında polis devleti önlemlerini tırmandırıyor.

Savaş ile diktatörlük arasındaki bağ, Ukrayna’da çıplak biçimde kendini gösteriyor. Ukrayna’da halkın savaşa karşı muhalefetine duyarsız, seçim yapmadan yöneten faşizan Zelenskiy rejimi, Bolşevik-Leninistlerin Genç Muhafızları’nın (BLGM) lideri, 27 yaşındaki yoldaşımız Bogdan Syrotiuk’u 10 Ağustos’ta 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Bogdan yoldaş, Ukraynalı ve Rus işçilerin ve gençlerin top yemi yapılmasına karşı çıktığı, onları kendi gerici burjuva rejimlerine ve savaşa karşı birleşmeye çağıran yazılar yazdığı için, yani siyasi görüşlerinden dolayı “vatana ihanet” suçlamasıyla mahkûm edildi. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ne (DEUK) bağlı Sosyalist Eşitlik Partileri ve IYSSE, Bogdan’ın cezasının iptal edilmesi ve derhal serbest bırakılması için dünya çapında bir kampanya yürütüyor. Bu kampanya, bugün emperyalist savaşa ve faşizme karşı mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Tüm öğrencileri ve gençleri freebogdan.org adresinden serbest bırakılmasını talep eden dilekçeyi imzalamaya ve kampanyaya destek vermeye çağırıyoruz.

Geleceği çalınan bir kuşak

Resmi verilere göre Türkiye’de 15-24 yaş arasındaki gençlerde işsizlik temmuzda tek bir ayda 1,5 puan artarak yüzde 14,5’e, genç kadınlarda yüzde 20,3’e ulaştı. Ancak resmi rakamlar iş bulma umudunu yitiren, birkaç günlük geçici işlerde çalışan ya da iş aramayı bırakan gençleri işsiz saymıyor. Bunlar hesaba katıldığında genç işsizliği yüzde 36’ya çıkıyor. Bu, Avrupa Birliği ortalamasının 7 puan üzerindedir. Bu oran, Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidara geldiği 2002’de yüzde 26’ydı.

Dahası, 15-34 yaş arasındaki 24,1 milyon gencin 6,5 milyonu ne eğitimde ne istihdamdadır. Dünya genelinde ise yaklaşık 260 milyon genç aynı durumdadır. Yapay zekâ, işçi sınıfının denetimi altında, küresel ölçekte sosyalist bir toplumun inşası için muazzam bir potansiyel sunarken kapitalizm altında kitlesel işten çıkarmaların ve militarizmin aracına dönüştürülüyor.

Aynı kâr sistemi, “mesleki eğitim” ve MESEM programları adı altında yüz binlerce çocuğu ucuz ve güvencesiz işgücüne dönüştürmüş durumda; çocuk işçiliği ve iş cinayetleri artarken üniversite mezunlarının işsizliği de kronikleşiyor.

Üniversite eğitimi dönemi öğrencilerin çoğunluğu için büyük maddi zorluklar ve borçlanma anlamına geliyor. Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) burs ve öğrenim kredisi lisans öğrencisi için ayda sadece 4 bin lira veriyor. Türk-İş’e göre ağustosta dört kişilik ailenin açlık sınırı 37 bin 388 liraya, bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 48 bin 305 liraya ulaştı. KYK ödemesi, tek bir gencin yaşam maliyetinin onda birini bile karşılamıyor.

Milyonlarca öğrenciye karşılık KYK yurt kapasitesi yetersiz ve geriliyor. Bu yüzden milyonlarca öğrenci fahiş kiralara, paralı özel yurtlara ya da dini cemaatlerin vakıf yurtlarına mahkûm ediliyor. Ağustos 2026 Kira Raporu’na göre Türkiye genelinde ortalama konut kirası 28 bin 40 TL, İstanbul’da ise 45 bin 510 TL olarak gerçekleşti. Net asgari ücret ise yalnızca 28 bin 75 TL; yani İstanbul’da ortalama kira, asgari ücretin 1,6 katı. Pek çok öğrenci okulunu sürdürebilmek için güvencesiz, düşük ücretli işlerde çalışıyor ve daha mezun olmadan işsizlik kaygısı yaşamaya başlıyor.

Baskı büyüyor

Hükümet, dayanılmaz hale gelen toplumsal koşullara baskı aygıtını her alanda güçlendirerek yanıt veriyor. Sosyal medyayı denetim altına alan “dezenformasyonla mücadele” yasaları basın ve ifade özgürlüğünü boğuyor. Özellikle X’te ardı ardına yüzlerce hesabın erişime engellenmesi, büyük bir tırmanmaya işaret ediyor.

Seçilmiş belediye başkanları hapislere doldurulur ve görevden alınırken seçme ve seçilme hakkı alenen çiğneniyor. Siyasi muhalefet ve LGBTİ+ dernekleri kriminalize ediliyor. Bu polis devleti önlemleri, her şeyden çok, işçi sınıfının kitlesel ve bağımsız bir hareketinin gelişmesini engellemeyi amaçlıyor. Gelişmekte olan işçi mücadeleleri şiddetli bir polis baskısıyla karşılaşıyor; bu yıl Ankara’da madencilerin topluca gözaltına alınması ve işçi önderlerinin keyfi olarak tutuklanması, hükümetin yoğunlaşan sınıf mücadelelerine nasıl yanıt vereceğini gösteriyor. IYSSE, tüm siyasi mahpusların serbest bırakılmasını, görevden alınan seçilmişlerin görevlerine iade edilmelerini, siyasi cadı avına ve sansüre son verilmesini talep ediyor.

İçişleri Bakanlığı’nın 11 Eylül tarihli “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” genelgesi, öğrenci grupları hakkında istihbarat toplanmasını, eylem alanlarına kamera kurulmasını ve kampüs girişlerinde parmak izi ve turnike sistemleri oluşturulmasını emrediyor. Genelge, yıllardır eylemlere konu olan barınma ve ulaşım sorunlarını “istismar” ve “provokasyon” alanı olarak tanımlıyor.

Bu baskı dalgasının ortasında, Meclis’teki düzen partileri bir “barış” ve “demokratikleşme”nin gelişmekte olduğu iddiasına inanılmasını bekliyorlar. Oysa Ankara ile Kürt hareketi arasındaki müzakereler ve anlaşma, Kürt sorununun demokratik çözümünü değil, Ortadoğu’da derinleşen emperyalist savaşta Türk ve Kürt burjuva milliyetçilerinin ittifakını kurmayı amaçlıyor. Bu işçi sınıfı içinde büyüyen muhalefeti bastırmaya yönelik bir baskı rejiminin inşasının ayrılmaz parçasıdır.

IYSSE, Kürtçe anadilinde eğitim dahil Kürt halkının temel demokratik haklarını koşulsuz savunmaktadır. Ancak bu mücadele Türk ve Kürt işçilerinin ve gençliğinin kendi egemen sınıflarından siyasi bağımsızlığını sağlamayı ve hem onlara hem de emperyalist müttefiklerine karşı seferber etmeyi gerektirmektedir. Erdoğan rejimine ya da bir bütün olarak burjuvaziye ilerici bir rol atfeden ve onu şu ya da bu bahaneyle destekleyen tüm siyasi eğilimler, özünde demokrasi ve sosyalizm uğruna mücadelenin yanında değil karşısında olduklarını göstermişlerdir.

IYSSE’ye katılın!

Tüm insanlar için nitelikli ve ücretsiz eğitim, barınma, sağlık, kültüre erişim ve düzgün iş gibi temel sosyal haklar, mali oligarşinin çıkarlarının yön verdiği mevcut sosyoekonomik sistemde karşılanamaz. Bu çıkarlardan ve küresel kapitalizmin çözümsüz çelişkilerinden doğan emperyalist savaş, ulus devlet sistemi ortadan kaldırılmadan sona erdirilemez.

Barış, demokrasi ve toplumsal eşitlik uğruna mücadele, uluslararası bir çözüm programını gerektirir: küreselleşmiş üretim, işçi sınıfını sınırların ötesinde birbirine bağlayarak ve gücünü muazzam boyutta artırarak sosyalist enternasyonalizmin nesnel bir zorunluluk olduğunu hiç olmadığı kadar netleştirmiştir. Uluslararası işçi sınıfı, ekonomiyi özel kâr yerine toplumsal ihtiyaçlar temelinde yeniden örgütleyebilecek tek toplumsal güçtür. Bu yüzden IYSSE, öğrencileri işçi sınıfına ve onun bilimsel dünya görüşü olan Marksizme yöneltme mücadelesi veriyor.

Bu mücadelenin dünya çapındaki önderliği, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’dir. DEUK, Stalinist ihanete karşı 1917 Ekim Devrimi’nin geleneğini sürdüren ve Marksizmin-Troçkizmin sürekliliğini cisimleştiren siyasi eğilimdir. Bu tarihin derslerinin öğrenilmesi, postmodernizme ve kimlik siyasetine karşı işçi sınıfı içinde sosyalist bir kavrayışın geliştirilmesi, devrimci bir gençlik hareketinin inşası için olmazsa olmazdır. Bu temelde sosyalist bir gelecek uğruna mücadele etmek isteyen tüm öğrencileri ve genç işçileri, bir IYSSE şubesi kurmak ve siyasi eğitim çalışmalarımıza katılmak üzere bizimle iletişime geçmeye çağırıyoruz.

Loading